Önce şu videoyu bir izleyelim, ardından bir iki sözüm olacak bununla ilgili:
Bir teknik direktörün, özellikle de büyük bir takımın teknik direktörünün bir futbolcusunu medya kanalıyla bu kadar ağır suçlamasını ilk kez gördüm dün akşam. Frank Rijkaard ve Georghe Hagi'nin ardından göreve ''kerhen getirilen'' Bülent Ünder maçtan önce maçı anlatan spikerlerin dediğine göre 45 yılını Galatasaray için harcamış bir adam. UEFA Şampiyonluğunda da Fatih Terim'im yardımcılarından birisiydi. Juan Pablo Pino, Galatasaray'ın sezon başında transfer ettiği futbolculardan birisi. Geleceğin büyük yıldızlarından birisi olacak gözüyle bakılırken, geçirdiği ağır sakatlıkların ardından Monaco'da da pek forma yüzü görmeyince kendisini Galatasaray'da bulmuş henüz 23-24 yaşında genç sayılabilecek bir futbolcu. Bülent Ünder önce isim vermeden, bir güzel giydiriyor Pino'ya. 10 kişi kaldıktan sonra 9 kişi kaldıklarından dem vuruyor. ''O bir kişi hariç'' diğer takımı tebrik ediyor. Tabi ki gelen pası değerlendirmek soruları soran spikerin mesleği. Ben ''isim istendiğinde'' Bülent Ünder'in yine de böyle birşey yapmayacağını tahmin ediyorum ama Ünder ''umursamaz bir şekilde'' diye girdiği cümlede ne alakaysa futbolcunun Kolombiyalı olduğunu da özellikle vurgulayarak Pino'yu işaret ediyor ve bundan sonra forma yüzü göremeyeceğini söylüyor. (Neyseki bu kısmı yumuşatmış)
Üşenmedim maçın tamamını internetten indirip, Pino oyuna girdikten sonraki kısmını bir kez daha izledim. Koşmadığını, umursamadığını söylüyor Bülent Hoca ama katılmak mümkün değil. Diğer Galatasaraylı oyuncular kadar, mücadele ettiğini söyleyebilirim. Bunun ötesinde bir art niyet aranıyorsa ve gerçekten art niyet varsa baş suçlu zaten Bülent Ünder'in ta kendisi! Geçen hafta 3-0 biten Antalyaspor maçında da süre alan Pino, bu ya da buna yakın bir performans koydu ortaya. Tüm hafta antremanlarda beraber olduğun futbolcunun umursamazlığı yok muydu? Tercihlerinde ilk 14'e girebiliyorsa, demek ki bu futbolcu tüm kadronun içinde senin planların içerisinde mevcut. Tüm hafta bu planlara dahil olabilecek performansı gösteren futbolcu, maç içinde mi gerçek yüzünü gösteriyor. Bir de hoca diyor ki: ''Galatasaray futbolcusuna yakışacak özveri, mücadele'' vs... 15 mağlubiyet almış takımda faturayı nasıl da Pino'ya kestin öyle? Pino'nun tek yanlışı, iki arkadaşını tercih etmek yerine topu kaleye vurması. Peki gol olsa ve Bülent Hoca'ya maçtan sonra mikrofon uzatılsa aynı şeyleri söyleyebilecek miydi? Hani çingeneye yetki verirsen diye başlayan bir hikaye var ya... Neyse...
Zamanında Ersun Yanal Trabzonspor'un başındayken, direkt olarak Rigobert Song'u hedef alan bir açıklama yapmış ve kendisini ayıplamıştım. Bu tür konular içeride halledilir. Kol kırılır yen içinde kalır atasözü bu tip durumlar için söylenmiş çok güzel bir atasözüdür ve Bülent Ünder'in de yaptığı büyük ayıptır.
11 Nisan 2011 Pazartesi
Bir Kulbundan Trabzonspor...
2010-11 sezonunun son İstanbul ziyareti için Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadyumu'na çıkmaya hazırlanan Trabzonspor, hem 5 sezondur deplasmanda mağlup olduğu Galatasaray'ı dize getirmek, hem de geçen hafta kazandığı liderliği bu hafta da devam ettirebilmek adına Seyrantepe'ye geldi. Galatasaray ise tarihinin en kötü sezonunda hiç olmazsa böyle önemli bir maçı kazanıp, prestijini korumayı amaçlayarak sahaya çıktı.
Daha ilk dakika dolarken, Serkan'ın hatalı pasını yakalayan Yekta'nın sert şutu tam Tolga'nın üzerine gidince Galatasaray hem olası bir golden, hem de şutu attıktan sonra Glowacki'nin darbesine maruz kalan Yekta Kurtuluş'tan oldu. Sakatlanan Yekta daha maçın başında yerini Mustafa Sarp'a bırakırken, birbirlerinden farklı futbol stillerine sahip olan iki oyuncunun bu çok erken değişimi Galatasaray'ın oyun planlarına da bir nevi darbe vurmuş oldu. Şampiyonluk stresini hiç kuşkusuz Fenerbahçe'den daha fazla yaşayan Trabzonspor, uzun süredir orta sahayı sırtlayan Selçuk'un da vasat altı performansıyla orta saha da bir türlü üstünlük kuramadı. Buna karşın Galatasaray, öne çıkardığı savunma hattının yanında, özellikle ilk yarı boyunca uyguladığı mükemmel ön alan presi sayesinde, Trabzonspor'a hücuma çıkarken bir çok top kaybı yaptırdı. Biraz daha konsantre ve biraz daha becerikli olsalar, özellikle ilk devrede golü bulmaları içten bile değildi. Zaten devre boyunca da, sahada istediklerini yapmaya daha hevesli olan, daha arzulu görünen taraf sarı kırmızılılardı. Yekta'nın şutunun yanında, Arda Turan'ın kafa şutu da ilk yarının önemli pozisyonlarındandı.Organize olmakta güçlük çeken Trabzonspor ise bir kez Burak Yılmaz ile sol çarprazdan pozisyon yakalasa da, Zapata, Burak'ın şutunu çıkarmayı başardı. İlk yarıda özellikle 25'ten sonra Galatasaray'da Trabzonspor'un temposuna ayak uydurunda, iki takımın ilk yarıdaki maçlarına benzer bir karşılaşma ortaya çıktı.
İkinci devreye iki takımda aynı onbirlerle başladı. Selçuk'un gününde olmadığı kesinleşince tahmin ediyorum sahada ''hayalet'' gibi gezen Colman'a ''hücuma yardımcı ol'' talimati geldi. 55. dakikadan itibaren Colman'ı geçen sezon oynadığı gibi sık sık sorumluluk alarak gördük. Bu yarıda riskleri biraz daha fazla alan Trabzonspor, savunmasında da ciddi açıklar vermeye başlamıştı ki, sağ kanattan gelişen atakta Arda'nın kafa vuruşunu çelmeyi başaran Tolga kırılma anlarından birisinde başrol oynamış oldu.
Şenol Güneş ilk oyuncu değişikliği hakkında sahada pek fazla görünmeyen Alanzinho'yu kenara çekip, Yattara'yı oyuna alarak yaptı. Bu sayede sağ kanadı nispeten biraz daha işler konuma getiren Trabzonspor, Colin Kazım'ın gördüğü kırmızı karttan sonra oyun üstünlüğünü eline geçirmeyi başardı. Savunmaya biraz daha yaslanan Galatasaray karşısında yoklamalara başlayan Trabzonspor, Jaja'nın iyi kesemediği orta sonrasında kalesinde ciddi bir pozisyon gördü. Sol kanattan Pino kendi getirdiği topu çok müsait durumdaki iki arkadaşına vermek yerine kaleye vurunca takımını çok önemli bir gol fırsatından etmiş oldu. Bu pozisyonun ardından Şenol Güneş'in 80 dakika boyunca sahada kalmasına nasıl izin verdiğini hayretler içerisinde izlediğim Jaja, tek olumlu hareketini yapıp, Burak Yılmaz'a öldürücü bir kısa mesafe pası attı. Ayağının ucuyla topa dokunan Burak Yılmaz, 81'de takımını öne geçiren golü atmayı başardı ve Trabzonspor çok kritik bir anda skor üstünlüğünü yakalamış oldu.
Kalan dakikalar başka gol getirmeyince, çekinerek gelinen Galatasaray maçında bu sezonki 5. -kimine göre- derbi galibiyeti kazanılmış oldu.
Trabzonspor'a gönül verdiğimden dolayı ve uzun yıllardan beridir hiç olmadığımız kadar yarışın içinde olduğumuz için, maçları izlerken de bir hayli zorlanıyorum. Sıklıkla analiz etmeye çalıştığım taktik varyasyonlar, saha içi dizilişler, oyun oynanırken yapılan hamleler ya da bireysel performasnlar bir kaç haftadır Trabzonspor maçlarında kesinlikle analiz kavramımdan uzaklaşmış durumda. Yani bu lig bir takım tarafından koparılmasa, son haftaları izlerken, herhalde kapının önünde bir ambülansın beklemesi gerecek. Şaka bir tarafa, hani takımın uzun süredir oynadığı kötü oyuna bulduğumuz bir kılıf var ya; ''Artık önemli olan 3 puan'' diye başlayan geyik silsilesi... Bu formülü ben de kendi kendime uygulamaya başladım. Taktik, analiz, ya da herhangi bir şey hak getire! Maçı sağ salim tamamlayayım bana yetiyor!
Yine de buradan Burak Yılmaz'ı özellikle takdir etmem gerekiyor. Maç boyunca -bana göre- kısıtlı oyun bilgisine rağmen, mücadeleden kaçmadan, özverili bir şekilde devam ettirdiği oyununu güzel bir golle süsleyerek yine maçın kahramanı olmayı başardı. Sivas'ta, İnönü'de, Konyaspor maçında yaptığını yaparak, kritik anda ortaya çıkıp bu sezonki 14. golünü attı.
Jaja ve Umut Bulut hücum hattının en formsuz oyuncuları ve bu haftalardır böyle devam ediyor. Özellikle Umut, mücadele dozunu biraz fazla kaçırınca, çoğunlukla bulunması gereken yerde bulunamıyor, oyunu iyi okuyamıyor ve gol pozisyonua girse de kimi zaman aşırı heyecan ve stresten, kimi zaman da yorgunluktan son vuruşları yapmakta bir hayli beceriksiz kalıyor. Şampiyonluğa oynayan takımın forveti performasından uzakta kaldığını söyleyebilirim. Piotr'a verilen şansın artık yavaş yavaş Pawel'e de verilmesi gerekiyor. Umut'ta 90 dakika ısrar etmek yerine, hiç olmazsa yarım saatlik bölümlerde Pawel'e de forma şansı vermek daha akıllıca olur kanaatindeyim.
Jaja ise maalesef, Alex soyundan kaliteli bir profesyonel olmaktan ziyade, Adriano'nun yolundan giden ve yeteneklerini inkar eden tipik bir Brezilyalı olmayı seçmiş gibi. Attığı gol pası ile beni kandıramaz maalesef, yerine biraz daha ''maçı düşünen ve yaşayan'' bir futbolcu olsaydı belki de hücum varyasyonlarında bu kadar zorlanılmayacaktı. Kadro yapısı ve oyun stili itibariyle takımda alternatifi olmayan oyunculardan ve önümüzdeki haftada sahada olacak. Yani ben de Şenol Güneş'in yerinde olsam, Jaja'yı yine sahaya sürer ve birşeyler yapması için dua ederdim.
Selçuk - Colman ikilisinden özellikle Colman uzun süredir formsuz. Saha dışıyla ilgili bir sorunu yoksa, acilen biraz daha fedakarca mücadele etmesi gerekiyor. Biraz daha sorumluluk alırsa, ya da geçen sezonki gibi oynarsa, olası şampiyonlukta en çok pay sahibi olan oyunculardan birisi olabilir.
Trabzonspor adına söyleyeceğim son şey, bu sezon saha içinin yanında, şans meleklerinin de fazlaca yanımızda olduğu yönünde. Seksenden sonra çevirilen bu kaçıncı maç hatırlamıyorum. Ki bu maçta da Kazım kırmızı kart görmese ya da Pino yanlış tercih yapmasa, galibiyet çıkarmak pek mümkün görünmüyordu. Azmin zaferi, inancın zaferi falan eyvallah ama biraz da madalyonun öbür tarafına bakmak gerekiyor. Bir iki oyuncunun formsuzluğu inanmış bir takımda pek fazla sırıtmaz ama formsuz olanlar kader adamları olunca, iş biraz da şansa kalmış oluyor.
Galatasaray için söylenecek pek fazla bir şey yok. 28 maçta alınan 15 mağlubiyet ve ligin bitmesine 6 hafta kala küme düşme tehlikesini matematiksel olarak yaşamaya devam ediyor olmaları sözün bittiği yer zaten. Yeni gelecek teknik direktör, bir enkaz bulacak Florya'da. Yeni yönetim de öyle... İşleri çok ama çok zor...
Daha ilk dakika dolarken, Serkan'ın hatalı pasını yakalayan Yekta'nın sert şutu tam Tolga'nın üzerine gidince Galatasaray hem olası bir golden, hem de şutu attıktan sonra Glowacki'nin darbesine maruz kalan Yekta Kurtuluş'tan oldu. Sakatlanan Yekta daha maçın başında yerini Mustafa Sarp'a bırakırken, birbirlerinden farklı futbol stillerine sahip olan iki oyuncunun bu çok erken değişimi Galatasaray'ın oyun planlarına da bir nevi darbe vurmuş oldu. Şampiyonluk stresini hiç kuşkusuz Fenerbahçe'den daha fazla yaşayan Trabzonspor, uzun süredir orta sahayı sırtlayan Selçuk'un da vasat altı performansıyla orta saha da bir türlü üstünlük kuramadı. Buna karşın Galatasaray, öne çıkardığı savunma hattının yanında, özellikle ilk yarı boyunca uyguladığı mükemmel ön alan presi sayesinde, Trabzonspor'a hücuma çıkarken bir çok top kaybı yaptırdı. Biraz daha konsantre ve biraz daha becerikli olsalar, özellikle ilk devrede golü bulmaları içten bile değildi. Zaten devre boyunca da, sahada istediklerini yapmaya daha hevesli olan, daha arzulu görünen taraf sarı kırmızılılardı. Yekta'nın şutunun yanında, Arda Turan'ın kafa şutu da ilk yarının önemli pozisyonlarındandı.Organize olmakta güçlük çeken Trabzonspor ise bir kez Burak Yılmaz ile sol çarprazdan pozisyon yakalasa da, Zapata, Burak'ın şutunu çıkarmayı başardı. İlk yarıda özellikle 25'ten sonra Galatasaray'da Trabzonspor'un temposuna ayak uydurunda, iki takımın ilk yarıdaki maçlarına benzer bir karşılaşma ortaya çıktı.
İkinci devreye iki takımda aynı onbirlerle başladı. Selçuk'un gününde olmadığı kesinleşince tahmin ediyorum sahada ''hayalet'' gibi gezen Colman'a ''hücuma yardımcı ol'' talimati geldi. 55. dakikadan itibaren Colman'ı geçen sezon oynadığı gibi sık sık sorumluluk alarak gördük. Bu yarıda riskleri biraz daha fazla alan Trabzonspor, savunmasında da ciddi açıklar vermeye başlamıştı ki, sağ kanattan gelişen atakta Arda'nın kafa vuruşunu çelmeyi başaran Tolga kırılma anlarından birisinde başrol oynamış oldu.
Şenol Güneş ilk oyuncu değişikliği hakkında sahada pek fazla görünmeyen Alanzinho'yu kenara çekip, Yattara'yı oyuna alarak yaptı. Bu sayede sağ kanadı nispeten biraz daha işler konuma getiren Trabzonspor, Colin Kazım'ın gördüğü kırmızı karttan sonra oyun üstünlüğünü eline geçirmeyi başardı. Savunmaya biraz daha yaslanan Galatasaray karşısında yoklamalara başlayan Trabzonspor, Jaja'nın iyi kesemediği orta sonrasında kalesinde ciddi bir pozisyon gördü. Sol kanattan Pino kendi getirdiği topu çok müsait durumdaki iki arkadaşına vermek yerine kaleye vurunca takımını çok önemli bir gol fırsatından etmiş oldu. Bu pozisyonun ardından Şenol Güneş'in 80 dakika boyunca sahada kalmasına nasıl izin verdiğini hayretler içerisinde izlediğim Jaja, tek olumlu hareketini yapıp, Burak Yılmaz'a öldürücü bir kısa mesafe pası attı. Ayağının ucuyla topa dokunan Burak Yılmaz, 81'de takımını öne geçiren golü atmayı başardı ve Trabzonspor çok kritik bir anda skor üstünlüğünü yakalamış oldu.
Kalan dakikalar başka gol getirmeyince, çekinerek gelinen Galatasaray maçında bu sezonki 5. -kimine göre- derbi galibiyeti kazanılmış oldu.
Trabzonspor'a gönül verdiğimden dolayı ve uzun yıllardan beridir hiç olmadığımız kadar yarışın içinde olduğumuz için, maçları izlerken de bir hayli zorlanıyorum. Sıklıkla analiz etmeye çalıştığım taktik varyasyonlar, saha içi dizilişler, oyun oynanırken yapılan hamleler ya da bireysel performasnlar bir kaç haftadır Trabzonspor maçlarında kesinlikle analiz kavramımdan uzaklaşmış durumda. Yani bu lig bir takım tarafından koparılmasa, son haftaları izlerken, herhalde kapının önünde bir ambülansın beklemesi gerecek. Şaka bir tarafa, hani takımın uzun süredir oynadığı kötü oyuna bulduğumuz bir kılıf var ya; ''Artık önemli olan 3 puan'' diye başlayan geyik silsilesi... Bu formülü ben de kendi kendime uygulamaya başladım. Taktik, analiz, ya da herhangi bir şey hak getire! Maçı sağ salim tamamlayayım bana yetiyor!
Yine de buradan Burak Yılmaz'ı özellikle takdir etmem gerekiyor. Maç boyunca -bana göre- kısıtlı oyun bilgisine rağmen, mücadeleden kaçmadan, özverili bir şekilde devam ettirdiği oyununu güzel bir golle süsleyerek yine maçın kahramanı olmayı başardı. Sivas'ta, İnönü'de, Konyaspor maçında yaptığını yaparak, kritik anda ortaya çıkıp bu sezonki 14. golünü attı.
Jaja ve Umut Bulut hücum hattının en formsuz oyuncuları ve bu haftalardır böyle devam ediyor. Özellikle Umut, mücadele dozunu biraz fazla kaçırınca, çoğunlukla bulunması gereken yerde bulunamıyor, oyunu iyi okuyamıyor ve gol pozisyonua girse de kimi zaman aşırı heyecan ve stresten, kimi zaman da yorgunluktan son vuruşları yapmakta bir hayli beceriksiz kalıyor. Şampiyonluğa oynayan takımın forveti performasından uzakta kaldığını söyleyebilirim. Piotr'a verilen şansın artık yavaş yavaş Pawel'e de verilmesi gerekiyor. Umut'ta 90 dakika ısrar etmek yerine, hiç olmazsa yarım saatlik bölümlerde Pawel'e de forma şansı vermek daha akıllıca olur kanaatindeyim.
Jaja ise maalesef, Alex soyundan kaliteli bir profesyonel olmaktan ziyade, Adriano'nun yolundan giden ve yeteneklerini inkar eden tipik bir Brezilyalı olmayı seçmiş gibi. Attığı gol pası ile beni kandıramaz maalesef, yerine biraz daha ''maçı düşünen ve yaşayan'' bir futbolcu olsaydı belki de hücum varyasyonlarında bu kadar zorlanılmayacaktı. Kadro yapısı ve oyun stili itibariyle takımda alternatifi olmayan oyunculardan ve önümüzdeki haftada sahada olacak. Yani ben de Şenol Güneş'in yerinde olsam, Jaja'yı yine sahaya sürer ve birşeyler yapması için dua ederdim.
Selçuk - Colman ikilisinden özellikle Colman uzun süredir formsuz. Saha dışıyla ilgili bir sorunu yoksa, acilen biraz daha fedakarca mücadele etmesi gerekiyor. Biraz daha sorumluluk alırsa, ya da geçen sezonki gibi oynarsa, olası şampiyonlukta en çok pay sahibi olan oyunculardan birisi olabilir.
Trabzonspor adına söyleyeceğim son şey, bu sezon saha içinin yanında, şans meleklerinin de fazlaca yanımızda olduğu yönünde. Seksenden sonra çevirilen bu kaçıncı maç hatırlamıyorum. Ki bu maçta da Kazım kırmızı kart görmese ya da Pino yanlış tercih yapmasa, galibiyet çıkarmak pek mümkün görünmüyordu. Azmin zaferi, inancın zaferi falan eyvallah ama biraz da madalyonun öbür tarafına bakmak gerekiyor. Bir iki oyuncunun formsuzluğu inanmış bir takımda pek fazla sırıtmaz ama formsuz olanlar kader adamları olunca, iş biraz da şansa kalmış oluyor.
Galatasaray için söylenecek pek fazla bir şey yok. 28 maçta alınan 15 mağlubiyet ve ligin bitmesine 6 hafta kala küme düşme tehlikesini matematiksel olarak yaşamaya devam ediyor olmaları sözün bittiği yer zaten. Yeni gelecek teknik direktör, bir enkaz bulacak Florya'da. Yeni yönetim de öyle... İşleri çok ama çok zor...
Bir Kulbundan Fenerbahçe...
Fenerbahçe'nin geçen hafta kendi sahasında aldığı Bursaspor beraberliği, 10 maçlık muhteşem galibiyet serisini sona erdirmiş, aynı zamanda liderliği de şampiyonluk yolundaki tek rakibi Trabzonspor'a devretmesine yol açmıştı. Eskişehirspor deplasmanı, hem Bursaspor maçında kaybedilen puanların telafisi, hem de moral motivasyonun yeniden zirveye çıkarılması adına çok kritik bir fikstür olarak sarı lacivertlilerin karşısında duruyordu.
Maça iyi başlayan taraf beklenenin aksine Eskişehirspor oldu. Orta sahada Emre'nin dönüşüyle ideal rotasyonunu yakalayan Fenerbahçe ilk on dakikada orta saha üstünlüğünü rakibine hissettiremeyince, daha iyi pas trafiği yakalayan ve daha arzulu görünen Eskişehirspor, on dakikanın sonunda hızlı gelişen atak sonunda Batuhan Karadeniz'in kafa golüyle skor üstünlüğünü yakalayarak, sarı lacivertlilerin kritik virajına önemli bir set daha koydu.
Fenerbahçe yediği golden sonra hızla rakip alana yerleştiği gibi, oyun üstünlüğünü de bir anda eline geçiriverdi. Yedikleri golden iki dakika sonra Caner - Alex verkacında, Alex'in attığı kötü pasa rağmen, savunmanın hatasını iyi değerlendiren Caner Erkin hem futbola hem de maça dengeyi getirdi. Daha bu golün şokunu atamayan Eskişehirspor, yine Alex'in bu kez klasına yakışır pasına, Niang'ın yine klasına yakışır plasesiyle skor üstünlüğü ele geçiren taraf oldu.
İlk 15 dakikası büyük gelgitlere sahne olan maçta, son gülen ve ibreyi kendi lehine çeviren Fenerbahçe, ikinci golden sonra oyun üstünlüğünü tamamen eline geçirdi. Alex'in iki kez kafayla yoklamalarını Ivesa kurtarırken, nihayet gerçek mevkisinde şans bulan Caner'in etkili driplingleri de Eskişehirspor savunmasına zor anlar yaşattı.
İkinci yarıda da çok fazla bir değişiklik yoktu. Özellikle ilk on dakika ön alanda yaptığı presle Fenerbahçe'ye ''nefes aldırmayan'' Eskişehirspor üst üste yediği gollerden sonra girdiği şoktan bir türlü çıkamayınca, Fenerbahçe yaraladığı rakibine hançeri saplayacak pozsiyonları aramaya başladı. Bu arada Batuhan - Lugano ikilisinin ortak yapımı bir kafa vuruşu da Fenerbahçe kalesinin direğinden geri geldi. Oyuna geç müdahele etmesi nedeniyle zaman zaman eleştirilen Aykut Kocaman bana göre tam zamanında ''nöbetçi golcü'' hamlesini yaparak yorulan Niang'ın yerine Semih Şentürk'ü oyuna dahil etti.
87'de Alex'in başlattığı ve Gökhan Gönül'ün devam ettirdiği atakta ''nöbetçi golcü'' sahneye çıktı ve kalan dakikalarda herhangi bir kazaya uğramamak adına, takımını sigorta eden golü Eskişehirspor filelerine göndererek farkı ikiye çıkarttı. Kalan dakikalar başka gol getirmeyince, Fenerbahçe bir haftalık aradan sonra yeniden 3 puanı bir arada kazanmış oldu.
Semih Şentürk bu ülkenin en iyi, en özellikli forveti. Çok klişedir ama Türkiye harici bir pasaporta sahip olsaydı hem Fenerbahçe'nin, hem de Türk futbolunun efsane santraforları arasına ismini çoktan yazdırmıştı. Attığı gol için ben artık birşey söylemek istemiyorum. Bana göre sezonun en klas gollerinden birisiydi. Vücudunun her yeri gol atmaya programlanmış bir forveti, bırakın Türkiye'de, Avrupa'da bile zor bulursunuz.
Yaşayan efsane Kaptan Alex de Souza, yine eksiksiz bir biçimde görevini yaptı. Görev dediğim ise pek kolay bir şey değil. Alex'ten takımını şampiyon yapması bekleniyor. 10. dakikada yenen golden sonra 5 dakikaya 2 asist sığdıran, Semih'in golünde Gökhan Gönül'e ''al da orta yap'' pasını veren Brezilyalı, bir çok kez olduğu gibi yine sıradışı bir şekilde neden bu geminin kaptanı olduğunu ortaya koydu.
Başrolü Alex'e verdikten sonra bir parantez de Caner ve Niang'a açmak gerekli diye düşünüyorum. Takıma gelir gelmez gollerini atmaya başlayan, Alex'i çok çabuk ''çözen'', ne zaman nerede durması gerektiğini bilen, saha içindeki pas trafiğine yardımcı olan, bunların dışında ''ateşleyici güç'' sıfatını da zaman zaman kullanabilen Senegalli Mamadou Niang, Fenerbahçe'nin hiç kuşkusuz bu sezonki en iyi transferi. Bana göre Fenerbahçe tarihinin gelmiş geçmiş en faydalı transferi olan Alex de Souza'nın yaşlarında Fenerbahçe ile yolları kesişseydi, Mamadou Niang bu departmanda da Brezilyalı efsaneyi yalnız bırakmayabilirdi.
Caner Erkin Galatasaray'da geçirdiği yarım sezon da dahil olmak üzere bir türlü kendi mevkisinde oynayamıyordu. Eskişehirspor maçında arkasına Andre Santos kuvvetini de alarak, bana göre Alex'in ardından maçın en iyi ikinci adamı oldu. Dia ve Stoch gibi sadece kendi kanadına hücum etmekten ziyade, Burak Yılmaz gibi sık sık içeri devrilerek, rakibin dengesini temelden sarsan Caner, hem attığı kritik gol hem de çok fazla forma şansı bulamamasına rağmen en ufak bir zaafiyet belirtisi göstermeden 90 dakikayı tamamlayarak, takımının sol açık mevkisinde kimin oynaması gerektiğini gösterdi. Alex'in tüm organizasyonlarının takipçisi olmasının yanı sıra özgüvenle geliştirdiği ataklarla da rakibin savunma kurgusuna ekstra darbeler indirmeyi başardı.
Fenerbahçe için bu maçın sonuyla birlikte artık yalnızca 540 dakika kaldı. Kendi sahasında Gaziantepspor'u ağırladıktan sonra, can derdindeki Buca deplasmanına gidecek olan sarı lacivertliler, ardından İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u Kadıköy'de ağırlayacak. 32. haftada Karabük'e konuk olacak sarı lacivertlilerin 33. haftadaki rakibi ise Ankaragücü. Son hafta Sivas'ta sezonu tamamlayacaklar. Altı maçın hepsinden galibiyet çıkarsa tek devrede 16 galibiyet ve 1 beraberliği içeren korkunç bir istatistik karşımıza çıkacak. Son 6 haftayı merakla bekliyor olacağız.
Maça iyi başlayan taraf beklenenin aksine Eskişehirspor oldu. Orta sahada Emre'nin dönüşüyle ideal rotasyonunu yakalayan Fenerbahçe ilk on dakikada orta saha üstünlüğünü rakibine hissettiremeyince, daha iyi pas trafiği yakalayan ve daha arzulu görünen Eskişehirspor, on dakikanın sonunda hızlı gelişen atak sonunda Batuhan Karadeniz'in kafa golüyle skor üstünlüğünü yakalayarak, sarı lacivertlilerin kritik virajına önemli bir set daha koydu.
Fenerbahçe yediği golden sonra hızla rakip alana yerleştiği gibi, oyun üstünlüğünü de bir anda eline geçiriverdi. Yedikleri golden iki dakika sonra Caner - Alex verkacında, Alex'in attığı kötü pasa rağmen, savunmanın hatasını iyi değerlendiren Caner Erkin hem futbola hem de maça dengeyi getirdi. Daha bu golün şokunu atamayan Eskişehirspor, yine Alex'in bu kez klasına yakışır pasına, Niang'ın yine klasına yakışır plasesiyle skor üstünlüğü ele geçiren taraf oldu.
İlk 15 dakikası büyük gelgitlere sahne olan maçta, son gülen ve ibreyi kendi lehine çeviren Fenerbahçe, ikinci golden sonra oyun üstünlüğünü tamamen eline geçirdi. Alex'in iki kez kafayla yoklamalarını Ivesa kurtarırken, nihayet gerçek mevkisinde şans bulan Caner'in etkili driplingleri de Eskişehirspor savunmasına zor anlar yaşattı.
İkinci yarıda da çok fazla bir değişiklik yoktu. Özellikle ilk on dakika ön alanda yaptığı presle Fenerbahçe'ye ''nefes aldırmayan'' Eskişehirspor üst üste yediği gollerden sonra girdiği şoktan bir türlü çıkamayınca, Fenerbahçe yaraladığı rakibine hançeri saplayacak pozsiyonları aramaya başladı. Bu arada Batuhan - Lugano ikilisinin ortak yapımı bir kafa vuruşu da Fenerbahçe kalesinin direğinden geri geldi. Oyuna geç müdahele etmesi nedeniyle zaman zaman eleştirilen Aykut Kocaman bana göre tam zamanında ''nöbetçi golcü'' hamlesini yaparak yorulan Niang'ın yerine Semih Şentürk'ü oyuna dahil etti.
87'de Alex'in başlattığı ve Gökhan Gönül'ün devam ettirdiği atakta ''nöbetçi golcü'' sahneye çıktı ve kalan dakikalarda herhangi bir kazaya uğramamak adına, takımını sigorta eden golü Eskişehirspor filelerine göndererek farkı ikiye çıkarttı. Kalan dakikalar başka gol getirmeyince, Fenerbahçe bir haftalık aradan sonra yeniden 3 puanı bir arada kazanmış oldu.
Semih Şentürk bu ülkenin en iyi, en özellikli forveti. Çok klişedir ama Türkiye harici bir pasaporta sahip olsaydı hem Fenerbahçe'nin, hem de Türk futbolunun efsane santraforları arasına ismini çoktan yazdırmıştı. Attığı gol için ben artık birşey söylemek istemiyorum. Bana göre sezonun en klas gollerinden birisiydi. Vücudunun her yeri gol atmaya programlanmış bir forveti, bırakın Türkiye'de, Avrupa'da bile zor bulursunuz.
Yaşayan efsane Kaptan Alex de Souza, yine eksiksiz bir biçimde görevini yaptı. Görev dediğim ise pek kolay bir şey değil. Alex'ten takımını şampiyon yapması bekleniyor. 10. dakikada yenen golden sonra 5 dakikaya 2 asist sığdıran, Semih'in golünde Gökhan Gönül'e ''al da orta yap'' pasını veren Brezilyalı, bir çok kez olduğu gibi yine sıradışı bir şekilde neden bu geminin kaptanı olduğunu ortaya koydu.
Başrolü Alex'e verdikten sonra bir parantez de Caner ve Niang'a açmak gerekli diye düşünüyorum. Takıma gelir gelmez gollerini atmaya başlayan, Alex'i çok çabuk ''çözen'', ne zaman nerede durması gerektiğini bilen, saha içindeki pas trafiğine yardımcı olan, bunların dışında ''ateşleyici güç'' sıfatını da zaman zaman kullanabilen Senegalli Mamadou Niang, Fenerbahçe'nin hiç kuşkusuz bu sezonki en iyi transferi. Bana göre Fenerbahçe tarihinin gelmiş geçmiş en faydalı transferi olan Alex de Souza'nın yaşlarında Fenerbahçe ile yolları kesişseydi, Mamadou Niang bu departmanda da Brezilyalı efsaneyi yalnız bırakmayabilirdi.
Caner Erkin Galatasaray'da geçirdiği yarım sezon da dahil olmak üzere bir türlü kendi mevkisinde oynayamıyordu. Eskişehirspor maçında arkasına Andre Santos kuvvetini de alarak, bana göre Alex'in ardından maçın en iyi ikinci adamı oldu. Dia ve Stoch gibi sadece kendi kanadına hücum etmekten ziyade, Burak Yılmaz gibi sık sık içeri devrilerek, rakibin dengesini temelden sarsan Caner, hem attığı kritik gol hem de çok fazla forma şansı bulamamasına rağmen en ufak bir zaafiyet belirtisi göstermeden 90 dakikayı tamamlayarak, takımının sol açık mevkisinde kimin oynaması gerektiğini gösterdi. Alex'in tüm organizasyonlarının takipçisi olmasının yanı sıra özgüvenle geliştirdiği ataklarla da rakibin savunma kurgusuna ekstra darbeler indirmeyi başardı.
Fenerbahçe için bu maçın sonuyla birlikte artık yalnızca 540 dakika kaldı. Kendi sahasında Gaziantepspor'u ağırladıktan sonra, can derdindeki Buca deplasmanına gidecek olan sarı lacivertliler, ardından İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u Kadıköy'de ağırlayacak. 32. haftada Karabük'e konuk olacak sarı lacivertlilerin 33. haftadaki rakibi ise Ankaragücü. Son hafta Sivas'ta sezonu tamamlayacaklar. Altı maçın hepsinden galibiyet çıkarsa tek devrede 16 galibiyet ve 1 beraberliği içeren korkunç bir istatistik karşımıza çıkacak. Son 6 haftayı merakla bekliyor olacağız.
7 Nisan 2011 Perşembe
Skor Tahmin Oyunu 28. Hafta Tahminleri
TAHMİN EDİLECEK KARŞILAŞMALAR:
1. MAÇ: BURSASPOR - ANTALYASPOR (Cuma 20:00)
2. MAÇ: BUCASPOR - KAR. KARABÜKSPOR (Cumartesi 14:00)
3. MAÇ: KONYASPOR - MANİSASPOR (Cumartesi 16:00)
4. MAÇ: ESKİŞEHİRSPOR - FENERBAHÇE (Cumartesi 19:00)
5. MAÇ: İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR - SİVASSPOR (Pazar 14:00)
6. MAÇ: GAZİANTEPSPOR - ANKARAGÜCÜ (Pazar 14:00)
7. MAÇ: GENÇLERBİRLİĞİ - KAYSERİSPOR (Pazar 17:00)
8. MAÇ: GALATASARAY - TRABZONSPOR (Pazar 19:00)
9. MAÇ: KASIMPAŞA - BEŞİKTAŞ (Pazartesi 20:00)
1. MAÇ: BURSASPOR - ANTALYASPOR (Cuma 20:00)
2. MAÇ: BUCASPOR - KAR. KARABÜKSPOR (Cumartesi 14:00)
3. MAÇ: KONYASPOR - MANİSASPOR (Cumartesi 16:00)
4. MAÇ: ESKİŞEHİRSPOR - FENERBAHÇE (Cumartesi 19:00)
5. MAÇ: İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR - SİVASSPOR (Pazar 14:00)
6. MAÇ: GAZİANTEPSPOR - ANKARAGÜCÜ (Pazar 14:00)
7. MAÇ: GENÇLERBİRLİĞİ - KAYSERİSPOR (Pazar 17:00)
8. MAÇ: GALATASARAY - TRABZONSPOR (Pazar 19:00)
9. MAÇ: KASIMPAŞA - BEŞİKTAŞ (Pazartesi 20:00)
Skor Tahmin Oyunu 27. Hafta Sonuçları
BU HAFTA PUANLAR:
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 14
FARUK TURUTOĞLU: 3
HAKAN DEMİREL: 3
TOLGA ŞENER: 3
MELİH KAZDAĞ: 2
GENEL PUAN DURUMU:
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 323
FARUK TURUTOĞLU: 322
MELİH KAZDAĞ: 305
TOLGA ŞENER: 302
HAKAN DEMİREL: 236
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 14
FARUK TURUTOĞLU: 3
HAKAN DEMİREL: 3
TOLGA ŞENER: 3
MELİH KAZDAĞ: 2
GENEL PUAN DURUMU:
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 323
FARUK TURUTOĞLU: 322
MELİH KAZDAĞ: 305
TOLGA ŞENER: 302
HAKAN DEMİREL: 236
31 Mart 2011 Perşembe
O da Serbest!
Sezon sonuna doğru Türkiye'de ve Avrupa'da birçok futbolcu biten kontratları dolayısı ile bonservislerini ellerine almaya hazırlanıyorlar. Geçen hafta 33 yaşındaki kaptanı Alex de Souza'nın kontratını iki yıl daha uzatan Fenerbahçe, kontratı sezon sonu sona erecek olan ''Genç Semih'' için aynı kararlı tutumu göstermiyor.
Enteresan bir adam Semih Şentürk. Yıllarca ama yıllarca yedek bekledi. İsminden hep söz ettirmeyi başardı. Son Galatasaray maçında attığı kafa golü hiç kuşkusuz bu sezonun en kritik gollerinden birisiydi. Ki Semih bunu her sezon bir kaç kez yapan bir adam. Arkasında yedek beklediği yabancı forvetlerin hepsi, Fenerbahçe'den geldi geçti ancak O hep kalmayı tercih etti. Bu sezon, kulübüyle mahkemelik olma aşamasına geldiği ''opsiyonla'' sarı lacivertli formayı yine giydi ve artık kontratı kesin olarak bitti. Fenerbahçe'de Niang'ın arkasında ve Güiza'nın hemen önündeki ikinci opsiyon konumunda halen. Milli takımda santrafor bile olmayan Burak Yılmaz'ın arkasında bekledi yine. Oyuna sonradan girdi, yine işini yaptı. Gökhan Gönül'ün ''Alves gibi gidip, Gökhan gibi attığı golün'' asistini yaptı. Formunda belirgin bir yükseliş var ve bundan en çok kritik dönemeçte Fenerbahçe yararlanacak. Peki Semih ne yapacak?
Haberlere göre futbolcu kalmaya razı. Yedeklik artık kanına işlemiş. Zaten bundan sonra bir yerlere gitse de artık çok geç. Ancak Aziz Başkan geçen seneden ''kara listeye'' aldığı futbolcusunun biraz burnunun sürtmesini istiyor anlaşılan. Henüz kendisiyle kontrat yapılmadı ve muhtemelen sezon sonu bekleniyor. Bence Semih yine bir yere gitmeyecek ve kulübünde kalacak. Eğer bu olmazsa ve Semih kulübünden ayrılırsa, bundan daha fazla zararlı çıkan hiç kuşkusuz Fenerbahçe olacak.
Enteresan bir adam Semih Şentürk. Yıllarca ama yıllarca yedek bekledi. İsminden hep söz ettirmeyi başardı. Son Galatasaray maçında attığı kafa golü hiç kuşkusuz bu sezonun en kritik gollerinden birisiydi. Ki Semih bunu her sezon bir kaç kez yapan bir adam. Arkasında yedek beklediği yabancı forvetlerin hepsi, Fenerbahçe'den geldi geçti ancak O hep kalmayı tercih etti. Bu sezon, kulübüyle mahkemelik olma aşamasına geldiği ''opsiyonla'' sarı lacivertli formayı yine giydi ve artık kontratı kesin olarak bitti. Fenerbahçe'de Niang'ın arkasında ve Güiza'nın hemen önündeki ikinci opsiyon konumunda halen. Milli takımda santrafor bile olmayan Burak Yılmaz'ın arkasında bekledi yine. Oyuna sonradan girdi, yine işini yaptı. Gökhan Gönül'ün ''Alves gibi gidip, Gökhan gibi attığı golün'' asistini yaptı. Formunda belirgin bir yükseliş var ve bundan en çok kritik dönemeçte Fenerbahçe yararlanacak. Peki Semih ne yapacak?
Haberlere göre futbolcu kalmaya razı. Yedeklik artık kanına işlemiş. Zaten bundan sonra bir yerlere gitse de artık çok geç. Ancak Aziz Başkan geçen seneden ''kara listeye'' aldığı futbolcusunun biraz burnunun sürtmesini istiyor anlaşılan. Henüz kendisiyle kontrat yapılmadı ve muhtemelen sezon sonu bekleniyor. Bence Semih yine bir yere gitmeyecek ve kulübünde kalacak. Eğer bu olmazsa ve Semih kulübünden ayrılırsa, bundan daha fazla zararlı çıkan hiç kuşkusuz Fenerbahçe olacak.
Bunu da Yazın!
Bu sezon neredeyse hiç forma giymedi ''batan geminin'' kaptanı. O olmadan Galatasaray bırakın şampiyon olmayı, ilk 10'a bile giremeyecek duruma geldi. Kulüp tarihinde ilk kez yönetim ibra edilmedi. Uzun yıllar sonra bir sezonda takımın başına üçüncü teknik direktör geldi. Fenerbahçe maçından sonra ''umarım Galatasaray'a layık bir kadro kurulur'' dedi ve tavsiye ettiği önerinin dışında kalacakmış gibi bir izlenim verdi. Arda Turan, Hakan Şükür'den sonra medyanın yeni kahramanı oldu.
Avusturya maçında Türkiye formasıyla onbirde sahaya çıktı. Oyunda kaldığı 85 dakikanın tamamında etkiliydi. Ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu dosta düşmana tekrar ispatladı. Oyun sıkıştığı anlarda, ya da yapılacak birşey kalmadığında herkes O'nun ''solosu'' için dua eder oldu. Taç atışından gelen topu klas bir kontrol, enfes bir çalım ve şık bir plaseyle ağlara gönderdikten sonra basın tribününe dönüp, fotoğraftaki işareti yaptı. Ben maçı izlerken, ''herhalde Sinem Kobal'a evlenme teklif ediyor'' diye düşündüm ama ''yarası olanlar'' işaretin anlamını çabuk kavradı. Arda kendisi hakkında çıkan haberler, yazılan yazılar için cevabını ''sahada veriyordu''!
Kendisinin hep ''balon'' olduğunu ve bu balonun fazlaca şişirildiğini düşünüyordum ama ne derece klas bir futbolcu olduğunu Fenerbahçe ile oynadıkları maçta gördüm. Sahada bulunduğu 10 dakikada tam anlamıyla ''hallaç pamuğu'' gibi attı Fenerbahçe'nin sağ kanadını. Arsenal'e, Manchester United'a yakıştırdığım Gökhan Gönül'ü iki kez ''ortopedistik'' çalımladı. Aldığı her topu olumlu kullandı. Milli maçta herkes O'nun ayağına baktı. Büyük bir futbolcu olduğunu gösterdi.
Sahadaki harekete gelince; Erman Toroğlu'nun üzerinden Telegol ekibi özellikle çok uğraştı Arda Turan'la. Hakkında çıkan gazete haberleri dün gibi aklımda. Erman Toroğlu, Arda'nın sakatlığı için ''çok seksten'' olur dediğinin ertesi günü Vatan Gazetesi bu sözleri haber yapıp, haberin yanında Arda'nın ya da Erman Toroğlu'nun değil, Arda'nın kız arkadaşı Sinem Kobal'ın resmini kullandı. Belli ki, hep bu anı beklemiş Arda. 1988 doğumlu bir adamdan söz ediyoruz. Daha gencecik. Maneviyatı da oldukça güçlü. Hep cevabı ''sahada vereceğiz'' derler ya. Arda sakattı, cevabı sahada da veremiyordu. Bunu yapmasına gerek var mıydı? Hayır yoktu ama bu işaret yüzünden Arda'nın üzerine gitmenin de pek doğru olmadığını düşünüyorum.
Avusturya maçında Türkiye formasıyla onbirde sahaya çıktı. Oyunda kaldığı 85 dakikanın tamamında etkiliydi. Ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu dosta düşmana tekrar ispatladı. Oyun sıkıştığı anlarda, ya da yapılacak birşey kalmadığında herkes O'nun ''solosu'' için dua eder oldu. Taç atışından gelen topu klas bir kontrol, enfes bir çalım ve şık bir plaseyle ağlara gönderdikten sonra basın tribününe dönüp, fotoğraftaki işareti yaptı. Ben maçı izlerken, ''herhalde Sinem Kobal'a evlenme teklif ediyor'' diye düşündüm ama ''yarası olanlar'' işaretin anlamını çabuk kavradı. Arda kendisi hakkında çıkan haberler, yazılan yazılar için cevabını ''sahada veriyordu''!
Kendisinin hep ''balon'' olduğunu ve bu balonun fazlaca şişirildiğini düşünüyordum ama ne derece klas bir futbolcu olduğunu Fenerbahçe ile oynadıkları maçta gördüm. Sahada bulunduğu 10 dakikada tam anlamıyla ''hallaç pamuğu'' gibi attı Fenerbahçe'nin sağ kanadını. Arsenal'e, Manchester United'a yakıştırdığım Gökhan Gönül'ü iki kez ''ortopedistik'' çalımladı. Aldığı her topu olumlu kullandı. Milli maçta herkes O'nun ayağına baktı. Büyük bir futbolcu olduğunu gösterdi.
Sahadaki harekete gelince; Erman Toroğlu'nun üzerinden Telegol ekibi özellikle çok uğraştı Arda Turan'la. Hakkında çıkan gazete haberleri dün gibi aklımda. Erman Toroğlu, Arda'nın sakatlığı için ''çok seksten'' olur dediğinin ertesi günü Vatan Gazetesi bu sözleri haber yapıp, haberin yanında Arda'nın ya da Erman Toroğlu'nun değil, Arda'nın kız arkadaşı Sinem Kobal'ın resmini kullandı. Belli ki, hep bu anı beklemiş Arda. 1988 doğumlu bir adamdan söz ediyoruz. Daha gencecik. Maneviyatı da oldukça güçlü. Hep cevabı ''sahada vereceğiz'' derler ya. Arda sakattı, cevabı sahada da veremiyordu. Bunu yapmasına gerek var mıydı? Hayır yoktu ama bu işaret yüzünden Arda'nın üzerine gitmenin de pek doğru olmadığını düşünüyorum.
28 Mart 2011 Pazartesi
Şampiyonluk İçin (Ganzilistv)
Her anlamıyla, her maçıyla, her dakikasıyla tarihi bir sezon geçiriyor Trabzonspor. Geri döndüğü, son dakikada çevirdiği maçlar, sezonu daha da anlamlı kılıyor. Bizim meşhur Ganzilistv'nin hazırladığı son videoyu paylaşmak istedim. Trabzonsporlu olupta, tüylerin diken diken olmaması mümkün değil...
23 Mart 2011 Çarşamba
Şampiyon mu Olacaksınız Ulan?
Burak Yılmaz'a ne kadar takık olduğumu bilen bilir. Sadece oynadığı futbola değil, aklının fikrinin hep ya hakemi, ya da rakip futbolcuyu nasıl kandırırıma özel çalışmasına ayriyetten takık vaziyetteyim ancak iki gündür kendisi üzerinden Trabzonspor'a karşı bir linç kampanyası yürütülüyor ki sormayın gitsin.
Son oynanan ve benim ancak son beş dakikasını izleyebildiğim (Alanzinho'nun golünde çıldırmama engel olmadı tabi) Gençlerbirliği maçının devre arasına herkesin bildiği gibi Trabzonspor 1-0 mağlup girmişti. Soyunma odasına giden koridorda ya da bizzat Gençlerbirliği soyunma odasında rivayete göre şöyle bir olay yaşanmış: Trabzonsporlu dört beş futbolcu Gençlerbirliği futbolcularının üzerine yürüyerek ''Fenerbahçe'nin köpekleri, satılmışlar!'' diye bağırmış. Sonradan bu olay biraz daha yumuşadı ve ihale Burak'ın üzerine kaldı. Hem futbolcu sayısı azalmış oldu, hem de ifade ''Şampiyon mu olacaksınız ulan!'' olarak güncellendi.
Şimdiiii; bu lafı tarihte ilk söyleyen oyuncu Burak Yılmaz olsa, hakkında söylenenlere hak vereceğim ve kendisini ayıplayacağım ancak çok iyi hatırlıyorum, ''canım kadar sevdiğim'' Tolunay Kafkas, Trabzonspor'da oynarken, şu an gayet başarılı bir şekilde teknik direktörlüğünü yaptığı Gaziantepspor ile 1-1 berabere kalınan bir maçın ardından dönemin Gaziantepspor teknik direktörü Sakıp Özberk'in üzerine yürümüş ve aynı tümceyi kullanmıştı. 2 sezon önce ise o dönem Sivasspor'da oynayan Murat Erdoğan ve Musa Aydın yine Gaziantepspor'a kaybedilen bir maçın ardından rakip oyunculara böyle hitap etmişti. Bu arada Gaziantepspor'un da ne kadar ''şampiyon mu olacaksınız?'' tümcesine maruz kaldığı enteresan bir istatistik olarak karşımıza çıkıyor. Neyse konumuz bu değil.
Trabzonspor'un ben de dahil camia olarak ne kadar büyük bir stresin altında olduğunu zaten sağır sultan bile biliyor. Her maç ayrı bir dram, ayrı bir tradeji, ayrı bir ''finali mutlu sonla biten Türk filmleri'' gibi oynanıyor. 9 puanlık farkın erimesi ve işin bu noktaya gelmesi, baskıyı kat be kat arttırıyor. Geriden gelen takım Trabzonspor olsaydı tahminimce aynı baskıyı Fenerbahçe hissedecek ve eriyen fark için stres yaşayacaktı. Ligin ikinci yarısında henüz iki farklı kazandığımız maç yok. Üzerine üstlük, Sivas'ta 86, Manisa'da 85, İstanbul'da Beşiktaş maçında 88 ve son olarak Ankara'da Gençlerbirliği maçında 90+1'de kazandığımız maçlar ligin ikinci yarısının taraftarın ve futbolcunun üzerinde bıraktığı etkiyi açıklıyor diye düşünüyorum. Unutmadan Trabzon'da 3-3 biten Kayserispor maçında da beraberliği 85'te kurtardı bordo mavililer.
Lafı çok uzattım, diyeceğim şudur ki: Burak Yılmaz'ın verdiği tepki son derece insani ve bir o kadar da normal. Bu laftan etkilenipte ikinci yarıda motivasyonu bozulan bir Gençlerbirliği futbolcusu varsa, futbolu bırakıp, KPSS sınavına girsin. Kaldı ki kulüp başkanlarının soyunma odası bastığı ortamda, Burak Yılmaz gidip bir çift laf etmiş çok değil der, Aziz Yıldırım'a lafımı sokarak postu bitiririm.
Unutmadan; Gaziantepspor'un ''şampiyon mu olacaksınız ulan!'' lafını işitebileceği bir maç daha vardı. Devreye 3-0 önde girip, 4-3 kaybettikleri Fenerbahçe maçı! O maçın devre arasında hiçbir Fenerbahçeli futbolcu Gaziantepspor soyunma odasının kapısını çalmamıştır diye tahmin ediyorum zira adamlar bu kez gerçekten şampiyon olacaklardı!
Son oynanan ve benim ancak son beş dakikasını izleyebildiğim (Alanzinho'nun golünde çıldırmama engel olmadı tabi) Gençlerbirliği maçının devre arasına herkesin bildiği gibi Trabzonspor 1-0 mağlup girmişti. Soyunma odasına giden koridorda ya da bizzat Gençlerbirliği soyunma odasında rivayete göre şöyle bir olay yaşanmış: Trabzonsporlu dört beş futbolcu Gençlerbirliği futbolcularının üzerine yürüyerek ''Fenerbahçe'nin köpekleri, satılmışlar!'' diye bağırmış. Sonradan bu olay biraz daha yumuşadı ve ihale Burak'ın üzerine kaldı. Hem futbolcu sayısı azalmış oldu, hem de ifade ''Şampiyon mu olacaksınız ulan!'' olarak güncellendi.
Şimdiiii; bu lafı tarihte ilk söyleyen oyuncu Burak Yılmaz olsa, hakkında söylenenlere hak vereceğim ve kendisini ayıplayacağım ancak çok iyi hatırlıyorum, ''canım kadar sevdiğim'' Tolunay Kafkas, Trabzonspor'da oynarken, şu an gayet başarılı bir şekilde teknik direktörlüğünü yaptığı Gaziantepspor ile 1-1 berabere kalınan bir maçın ardından dönemin Gaziantepspor teknik direktörü Sakıp Özberk'in üzerine yürümüş ve aynı tümceyi kullanmıştı. 2 sezon önce ise o dönem Sivasspor'da oynayan Murat Erdoğan ve Musa Aydın yine Gaziantepspor'a kaybedilen bir maçın ardından rakip oyunculara böyle hitap etmişti. Bu arada Gaziantepspor'un da ne kadar ''şampiyon mu olacaksınız?'' tümcesine maruz kaldığı enteresan bir istatistik olarak karşımıza çıkıyor. Neyse konumuz bu değil.
Trabzonspor'un ben de dahil camia olarak ne kadar büyük bir stresin altında olduğunu zaten sağır sultan bile biliyor. Her maç ayrı bir dram, ayrı bir tradeji, ayrı bir ''finali mutlu sonla biten Türk filmleri'' gibi oynanıyor. 9 puanlık farkın erimesi ve işin bu noktaya gelmesi, baskıyı kat be kat arttırıyor. Geriden gelen takım Trabzonspor olsaydı tahminimce aynı baskıyı Fenerbahçe hissedecek ve eriyen fark için stres yaşayacaktı. Ligin ikinci yarısında henüz iki farklı kazandığımız maç yok. Üzerine üstlük, Sivas'ta 86, Manisa'da 85, İstanbul'da Beşiktaş maçında 88 ve son olarak Ankara'da Gençlerbirliği maçında 90+1'de kazandığımız maçlar ligin ikinci yarısının taraftarın ve futbolcunun üzerinde bıraktığı etkiyi açıklıyor diye düşünüyorum. Unutmadan Trabzon'da 3-3 biten Kayserispor maçında da beraberliği 85'te kurtardı bordo mavililer.
Lafı çok uzattım, diyeceğim şudur ki: Burak Yılmaz'ın verdiği tepki son derece insani ve bir o kadar da normal. Bu laftan etkilenipte ikinci yarıda motivasyonu bozulan bir Gençlerbirliği futbolcusu varsa, futbolu bırakıp, KPSS sınavına girsin. Kaldı ki kulüp başkanlarının soyunma odası bastığı ortamda, Burak Yılmaz gidip bir çift laf etmiş çok değil der, Aziz Yıldırım'a lafımı sokarak postu bitiririm.
Unutmadan; Gaziantepspor'un ''şampiyon mu olacaksınız ulan!'' lafını işitebileceği bir maç daha vardı. Devreye 3-0 önde girip, 4-3 kaybettikleri Fenerbahçe maçı! O maçın devre arasında hiçbir Fenerbahçeli futbolcu Gaziantepspor soyunma odasının kapısını çalmamıştır diye tahmin ediyorum zira adamlar bu kez gerçekten şampiyon olacaklardı!
22 Mart 2011 Salı
Skor Tahmin Oyunu 27. Hafta Tahminleri
TAHMİN EDİLECEK KARŞILAŞMALAR:
1. MAÇ: KAR. KARABÜKSPOR - GAZİANTEPSPOR (Cumartesi 14:00)
2. MAÇ: SİVASSPOR - BEŞİKTAŞ (Cumartesi 16:00)
3. MAÇ: ANKARAGÜCÜ - ESKİŞEHİRSPOR (Cumartesi 17:00)
4. MAÇ: TRABZONSPOR - KONYASPOR (Cumartesi 19:00)
5. MAÇ: MANİSASPOR - GENÇLERBİRLİĞİ (Pazar 14:00)
6. MAÇ: KAYSERİSPOR - KASIMPAŞA (Pazar 16:00)
7. MAÇ: İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR - BUCASPOR (Pazar 17:00)
8. MAÇ: FENERBAHÇE - BURSASPOR (Pazar 19:00)
9. MAÇ: M.P ANTALYASPOR - GALATASARAY (Pazartesi 20:00)
1. MAÇ: KAR. KARABÜKSPOR - GAZİANTEPSPOR (Cumartesi 14:00)
2. MAÇ: SİVASSPOR - BEŞİKTAŞ (Cumartesi 16:00)
3. MAÇ: ANKARAGÜCÜ - ESKİŞEHİRSPOR (Cumartesi 17:00)
4. MAÇ: TRABZONSPOR - KONYASPOR (Cumartesi 19:00)
5. MAÇ: MANİSASPOR - GENÇLERBİRLİĞİ (Pazar 14:00)
6. MAÇ: KAYSERİSPOR - KASIMPAŞA (Pazar 16:00)
7. MAÇ: İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR - BUCASPOR (Pazar 17:00)
8. MAÇ: FENERBAHÇE - BURSASPOR (Pazar 19:00)
9. MAÇ: M.P ANTALYASPOR - GALATASARAY (Pazartesi 20:00)
Skor Tahmin Oyunu 26. Hafta Sonuçları
BU HAFTA PUANLAR:
MELİH KAZDAĞ: 25
HAKAN DEMİREL: 15
FARUK TURUTOĞLU: 6
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 5
TOLGA ŞENER: 4
GENEL PUAN DURUMU:
FARUK TURUTOĞLU: 319
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 309
MELİH KAZDAĞ: 303
TOLGA ŞENER: 299
HAKAN DEMİREL: 233
MELİH KAZDAĞ: 25
HAKAN DEMİREL: 15
FARUK TURUTOĞLU: 6
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 5
TOLGA ŞENER: 4
GENEL PUAN DURUMU:
FARUK TURUTOĞLU: 319
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 309
MELİH KAZDAĞ: 303
TOLGA ŞENER: 299
HAKAN DEMİREL: 233
18 Mart 2011 Cuma
Skor Tahmin Oyunu 26. Hafta Tahminleri
TAHMİN EDİLECEK KARŞILAŞMALAR:
1. MAÇ: GALATASARAY - FENERBAHÇE (Cuma 21:00)
2. MAÇ: KASIMPAŞA - MANİSASPOR (Cumartesi 14:00)
3. MAÇ: GAZİANTEPSPOR - İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR (Cumartesi 15:00)
4. MAÇ: KONYASPOR - M.P ANTALYASPOR (Cumartesi 16:00)
5. MAÇ: BEŞİKTAŞ - KAYSERİSPOR (Cumartesi 19:00)
6. MAÇ: ESKİŞEHİRSPOR - KAR. KARABÜKSPOR (Pazar 14:00)
7. MAÇ: BUCASPOR - SİVASSPOR (Pazar 19:00)
8. MAÇ: GENÇLERBİRLİĞİ - TRABZONSPOR (Pazar 19:00)
9. MAÇ: BURSASPOR - ANKARAGÜCÜ (Pazartesi 20:00)
1. MAÇ: GALATASARAY - FENERBAHÇE (Cuma 21:00)
2. MAÇ: KASIMPAŞA - MANİSASPOR (Cumartesi 14:00)
3. MAÇ: GAZİANTEPSPOR - İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR (Cumartesi 15:00)
4. MAÇ: KONYASPOR - M.P ANTALYASPOR (Cumartesi 16:00)
5. MAÇ: BEŞİKTAŞ - KAYSERİSPOR (Cumartesi 19:00)
6. MAÇ: ESKİŞEHİRSPOR - KAR. KARABÜKSPOR (Pazar 14:00)
7. MAÇ: BUCASPOR - SİVASSPOR (Pazar 19:00)
8. MAÇ: GENÇLERBİRLİĞİ - TRABZONSPOR (Pazar 19:00)
9. MAÇ: BURSASPOR - ANKARAGÜCÜ (Pazartesi 20:00)
Skor Tahmin Oyunu 25. Hafta Sonuçları
BU HAFTA PUANLAR:
TOLGA ŞENER: 27
FARUK TURUTOĞLU: 15
MELİH KAZDAĞ: 15
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 3
HAKAN DEMİREL: 0 (tahmin yapmadı)
GENEL PUAN DURUMU:
FARUK TURUTOĞLU: 313
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 304
TOLGA ŞENER: 295
MELİH KAZDAĞ: 278
HAKAN DEMİREL: 218
TOLGA ŞENER: 27
FARUK TURUTOĞLU: 15
MELİH KAZDAĞ: 15
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 3
HAKAN DEMİREL: 0 (tahmin yapmadı)
GENEL PUAN DURUMU:
FARUK TURUTOĞLU: 313
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 304
TOLGA ŞENER: 295
MELİH KAZDAĞ: 278
HAKAN DEMİREL: 218
9 Mart 2011 Çarşamba
Skor Tahmin Oyunu 25. Hafta Tahminleri
TAHMİN EDİLECEK KARŞILAŞMALAR:
1. MAÇ: MANİSASPOR - BEŞİKTAŞ (Cuma 20:00)
2. MAÇ: KAR. KARABÜKSPOR - BURSASPOR (Cumartesi 14:00)
3. MAÇ: İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR - ESKİŞEHİRSPOR (Cumartesi 16:00)
4. MAÇ: TRABZONSPOR - KASIMPAŞA (Cumartesi 19:00)
5. MAÇ: M.P ANTALYASPOR - GENÇLERBİRLİĞİ (Pazar 13:30)
6. MAÇ: ANKARAGÜCÜ - GALATASARAY (Pazar 15:00)
7. MAÇ: BUCASPOR - GAZİANTEPSPOR (Pazar 15:30)
8. MAÇ: SİVASSPOR - KAYSERİSPOR (Pazar 17:30)
9. MAÇ: FENERBAHÇE - KONYASPOR (Pazar 19:00)
1. MAÇ: MANİSASPOR - BEŞİKTAŞ (Cuma 20:00)
2. MAÇ: KAR. KARABÜKSPOR - BURSASPOR (Cumartesi 14:00)
3. MAÇ: İ. B.ŞEHİR BELEDİYESPOR - ESKİŞEHİRSPOR (Cumartesi 16:00)
4. MAÇ: TRABZONSPOR - KASIMPAŞA (Cumartesi 19:00)
5. MAÇ: M.P ANTALYASPOR - GENÇLERBİRLİĞİ (Pazar 13:30)
6. MAÇ: ANKARAGÜCÜ - GALATASARAY (Pazar 15:00)
7. MAÇ: BUCASPOR - GAZİANTEPSPOR (Pazar 15:30)
8. MAÇ: SİVASSPOR - KAYSERİSPOR (Pazar 17:30)
9. MAÇ: FENERBAHÇE - KONYASPOR (Pazar 19:00)
Skor Tahmin Oyunu 24. Hafta Sonuçları
BU HAFTA PUANLAR:
TOLGA ŞENER: 25
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 16
FARUK TURUTOĞLU: 14
HAKAN DEMİREL: 4
MELİH KAZDAĞ: 3
GENEL PUAN DURUMU:
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 301
FARUK TURUTOĞLU: 298
TOLGA ŞENER: 268
MELİH KAZDAĞ: 263
HAKAN DEMİREL: 218
TOLGA ŞENER: 25
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 16
FARUK TURUTOĞLU: 14
HAKAN DEMİREL: 4
MELİH KAZDAĞ: 3
GENEL PUAN DURUMU:
SAMİ ÖZGÜR TÜRER: 301
FARUK TURUTOĞLU: 298
TOLGA ŞENER: 268
MELİH KAZDAĞ: 263
HAKAN DEMİREL: 218
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












