9 Ocak 2009 Cuma

Atom Bombasından 1 Ay Sonra Hiroshima...


TOP16 Garantilendi.

Union Olimpija deplasmanına çıktı Fenerbahçe Ülkerspor dün akşam, Beko Ligi'nde Galatasaray Cafe Crown'a karşı ağır bir mağlubiyet almışlardı. Muhtemelen kaybedeceğini düşünüyordum Fenerbahçe Ülkerspor'un (tahmin konusunda Kaan Kural'dan sonra ben gelirim karavana da!..) ancak 20 sayı farkla Mehmet Baturalp'in tabiriyle ''muazzam'' bir galibiyet aldı Fenerbahçe Ülkerspor. Efes Pilsen kendi sahasında CSKA Moskova'dan 19 sayı fark yemişti bir gün önce ve yazmaya bile elim gitmemişti çünkü o kadar belliydi maçın o skorla biteceği zaten bitmeseydi haber değeri taşırdı.

Fenerbahçe Ülkerspor'un en skorer oyuncusu sezon başında sakatlıklarla boğuşan ve döndükten sonra da bir türlü ritim yakalamayan Ömer Onan oldu. Ömer'in 20 sayısına, Mirsad 16 sayı 6 ribaund, Oğuz Savaş'ta 10 sayıyla eşlik etti.

Gruptaki son maç Lottomatica Roma ile Abdi İpekçi'de oynanacak. Bu maçta alınacak 10 sayılık bir galibiyet Fenerbahçe Ülkerspor'u grup ikincisi olarak TOP16'ya yükselecek. Roma'yı bu farkla yıkamasa da Fenerbahçe Ülkerspor'un dün gece aldığı skor Euroleague'e toptan bir ''gözdağı'' demekti aynı zamanda. Umarım başarıları TOP16'da da aynı şekilde devam eder...

Yusuf Şimşek Beşiktaş'ta!!!

Trabzonspor'un ilk yarının bitmesiyle birlikte Yusuf Şimşek için yoğun çaba gösterdiğini ve Bursaspor yönetimini ikna etmeye çalıştığını biliyor ve takip ediyorduk hatta Yusuf'un Trabzonspor'a gitmek için Bursaspor yönetimine rest çektiği de basına yansıyan gelişmelerdendi. Bugün ''Yusuf'un Trabzonspor'a transferi gerçekleşti '' başlığında bir post yazacaktım çünkü dün akşam Yusuf Şimşek Trabzonspor'un kamp kadrosuna dahil olmuştu.İş bitirici(!) yöneticilerle donanmış Beşiktaş'ın dün gece devreye girerek daha önce Trabzonspor'un 600 bin dolara anlaşmaya vardığı Yusuf için Bursaspor'a 1.5 milyon euro para artı Aydın Karabulut artı Tuna Üzümcü'yü teklif ederek transferi bitirdiği bugün kamuoyuna yansıdı.

Yusuf Şimşek'in oynadığı futbol bana hep ''halı saha futbolu'' gibi gelirdi, Fenerbahçe'de oynarken de beğenmezdim kendisini. Denizlispor'dayken ise futbolu gerçekten ivme kazandı, takımı tek başına yönetti, attı, attırdı, liderliğin gerektirdiği her şeyi yaptı. 32 yaşında milli takım forması giyip, dakika aldı. Trabzonspor'da başarılı olabilir miydi? Bence denemeye değerdi. Kapanan anadolu takımlarına karşı ''çilingir'' vazifesi görebilirdi. Beşiktaş'a yararlı olur mu? Bence denemeye değer. Kapanan anadolu takımlarına karşı ''çilingir'' vazifesi görebilir ama karşılığında verilen 1.5 milyon euro ve pırıl pırıl Aydın Karabulut yok mu? Bıyık altından güldüm yine haberi okuyunca ''Aydın Karabulut değil de keşke Serdar Özkan'ı verseydiniz'' dedim kendi kendime...

Mucizeye Ramak Kala...

''Bir dünya'' gol kaçırmıştı Galatasaray Şehmuz'un voleyle attığı şık gole kadar. Lincoln ve Kewell'ı çıkarırsak tamamen as kadrosuyla sahada olan sarı kırmızılı takım karşısında Altay hem mücadelesi hem de müthiş şansıyla maçın son demine önde girmeyi başardı. 82'de Baros penaltıyı inanılmaz kötü kullanıp kaleciye nişanlayınca ''Büyük Altay'ın'' umutları iyice arttı ancak önce Yaser Fatih Tekke stili süper bir kafa golüyle skoru bitime 5 dakika kala 1-1'e getirdi ardından da 89'da Milan Baros ayakta kalmayı başardığı pozisyonun yani iyi niyetinin ödülünü şık bir golle alarak skoru 2-1'e taşıyıp ''mucizeyi'' engellemeyi başardı. Galatasaray kaybetse grupta işler sarpa saracaktı ama bir şekilde kazanmayı başardı sarı kırmızılı ekip. Servet'in tek başına savunma yaptığı anlarda Thiago yerine daha kuvvetli bir forveti olabilseydi siyah beyazlı ekibin farkı artırabilecek ''pozisyon başlangıçlarını'' bile golle sonuçlandırabilirdi..Altay ama olmadı. 82. dakikada penaltı kaçırmış rakiplerinden son 10 dakikada 2 gol yiyip maçı kaybettiler zaten bu yüzden Altay Bank Asya Ligi'nde üst sıraları zorlayan bir takım hüviyetindeyken Galatasaray UEFA Kupası finalini hedefliyor.

Altay için gerçekten fazlasıyla üzüldüm zira bu galibiyet hem futbolumuza hem de kökleri çok eski olan ''Büyük Altay''a güzel bir renk olacaktı...

7 Ocak 2009 Çarşamba

Engin İpekoğlu'ndan Kaan Dobra'ya Uzanan Yol...

Bu imzanın eminim henüz mürekkebi kurumamıştır. Kaan Dobra Kocaelispor'un yeni teknik direktörü olarak göreve geldiğinde yaptığı ilk açıklamada ''Kocaelispor'a Turkcell Süper Lig takımı olarak bakmaktansa, Bank Asya 1. Lig takımı olarak bakmanın daha gerçekçi olacağını'' ifade ederek camiayı adeta ''şoka'' sokmuştu.

Bugün Kaan Dobra yani Roman Dobrowski Kocaelispor Başkanı Serhan Gürhan'ın başka bir teknik direktörle görüştüğü haberi aldığını açıklayarak görevinden istifa ettiğini açıklamıştı. Başkan ise herhangi bir teknik direktör arayışında olmadıklarını, Kaan Dobra'nın bu saatten sonra istese de Kocaelispor'un başında kalamayacağını açıkladı.

Nihayetinde Kocaelispor bu sezon takımı çalıştıracak ve maçlara hazırlayacak dördüncü adamı arıyor şimdi. Geçen sezon Gençlerbirliği'ne taliptim, şimdi de Kocaelispor'a talibim, duyuruyorum buradan!!!

Beşiktaş Devam, Trabzonspor Tamam Dedi.

Devre arası boşluğunda imajını ne yaparsa yapsın düzeltemeyen Fortis Türkiye Kupası biraz ilaç oldu biz futbolseverler için. Dört büyüklerden Trabzonspor zaten pamuk ipliğine bağlı olan gruptan çıkma şansını deplasmanda Antalyaspor ile son dakikada yediği golle aldığı 3-3'lük beraberlikle tamamen kaybederken, akşam seansında ise Beşiktaş 1-0 mağlup duruma düşsede Gaziantep'in ikinci takımı olan Büyükşehir Belediyesi'ni 3-1'le geçmeyi başardı. Trabzonspor'un yedek ağırlıklı kadrosuyla mücadele ettiği karşılaşmada Ceyhun Gülselam attığı 2 golle ikinci yarıda ne zaman görev verilirse verilsin hazır olduğunu gösterirken, Beşiktaş'ta ise zaman zaman Delgado'nun pozisyonunda Şilili oyuncu Rodrigo Tello'da mevkisini pek yadırgar gözükmedi. Bu akşam yine yedek ağırlıklı kadrosuyla Fenerbahçe Bursaspor'u ağırlarken, perşembe akşamı ise Galatasaray İzmir'de Altay'ın konuğu olacak.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Yüksek Beklentinin Doğurduğu Olumsuz Bir Film Eleştirisi...

12.12.08 IS THE DAY THE EARTH STOOD STİLL. Yani Dünyanın Durduğu Gün! (bayılıyorum bu türkçeye çevirilen film isimlerine) uzun zamandan beridir izlemek için fırsat kolladığım bir filmdi. Matrixlerden beridir hayranlık duyduğumuz Keanu Reeves'in başrolde olması da Erman Toroğlu ifadesiyle ''peynirli ekmek kadayıfı'' olmuştu. Film Hindistan'da bir dağda başlayıp, Amerika Birleşik Devletleri'nin Manhattan eyaletinde son buluyor. Keanu Reeves Matrix'te neyse hemen hemen Dünyanın Durduğu Gün'de de aynı. Matrix'te rol icabı ''mimikleri'' yok diyordum ama bu filmde de karşımda hemen her sahnede ''Neo'' var zannettim. Maalesef akıcı olmayan kupkuru bir film, senaryosu kopuk, hareketli sahnelerin içinde bile bir tür hareketsizlik var, maaelesef sıkıldım izlerken, son dönemde izlediğim fantastik filmlerin içinde Wanted bir numaradaki, Forbidden Kingdom iki numaradaki, I am Legend'da üç numaradaki yerlerini Dünyanın Durduğu Gün'e rağmen korumaya devam etmiş oldular ''Neo''yu bir kez daha izledikten sonra!..

Ezan Sesi Huzur Veriyor...

Avustralya'da yayın yapan bir dergiye röportaj vermiş ''Oz büyücüsü'' Harry Kewell. Türkiye'de futbolun son derece ''sıkı'' oynandığından ve Süper Lig'in kendisine göre İspanya, İtalya ve İngiltere liglerinden sonra geldiğini belirtmiş. Röportajın çarpıcı kısmı ise evinin bir caminin yanında oluşu ve ezan sesinin kendisine huzur verdiğini belirtmesi.

Harry Kewell gerçekten de son derece efendi, işini yapan, marka bir isme sahip olmasına rağmen ''sıfır egoya'' sahip bir adam. Ezan sesi ile ilgili yaptığı açıklama da duygusal Türk halkının kalbinin fethedecek cinsten. Ezan sesinin Kewell'a huzur vermesi bana da huzur verdi zira bu tip marka oyunculara karşı ülkemi beğendirme kompleksini ezelden beridir taşırım içimde. Hagi'de Türkiye'deki ilk maçına Van deplasmanında çıkmıştı ve sahanın halini görünce ''rezil olduk Hagi'ye'' diye geçirmiştim içimden!..

Eduard Cisse'nin Futbolculuğu Hakkında...

1 hafta geç katıldı kampa Cisse, hem de takımın kötü bir periyoda girdiği esnada yaptığı bu disiplinsizlik affedilir gibi değil ancak en az Cisse'nin yaptığı kadar affedilmez bir hatayı da bu aralar bizim şanlı medyamız yapmakta. Ne zaman Beşiktaş'tan gönderilecek futbolcular listesi görsem bu aralar mutlaka içinde Eduard Cisse'nin adı geçiyor. Yanındaki açıklamada da ''Geldiği günden bu yana takıma katkı sağlayamayan futbolcu'' yorumları yapılıyor. Sanki bahsedilen oyuncu Gordon Schieldenfeld ya da Ricardinho. Eduard Cisse 1,5 yıldır Beşiktaş formasını başarıyla giyen bir oyuncu. Tamamen bir görev adamı ve geçen sezonu mevki olarak arkasında oynayan yetenekleri sınırlı adamların (Gökhan Zan, Gordon Schieldenfeld, İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez, Ali Tandoğan vs...) çöplerini temizleyerek geçirdi. Bir iki maçta hayran kalmışlığım bile vardır kendisine. Adı gönderilecekler listesinde geçince Bobo'nun ya da ne bileyim Delgado'nun katkılarını düşündüm. Nobre ya da Holosko'nun katkılarını da. Hiçbirinden aşağı kalır yanı yok bana göre. İşini yapan bir görev adamı Cisse. Yabancı kontenjanı açılacaktır, transfer yapılacaktır ya da disiplinsizdir Cisse anlarım ve saygı duyarım tercihe ancak ''takıma katkı yapamayan futbolcu'' ibaresi insafsızlığa girer bana göre.

Cisse'den bahsedince eski bir ''kanka anısını'' güncellemek geldi içimden Ariel Arnaldo Emmanuel Cisse, Djibril Cisse, Aliou Cisse, Eduard Cisse Ortega diyerek...

Cüneyt Çakır vs Fenerbahçe Celebrity Death Match!

Galatasaray'ın son dakikada attığı gol ile Fenerbahçe'yi 2-1 yendiği Fortis Türkiye Kupası maçını hepiniz hatırlarsınız eminim. Gökhan Gönül'ün muhteşem güzellikte bir gole imza atıp, çok tartışılan bir kırmızı kart gördüğü maçın hakemi Cüneyt Çakır'ın gösterdiği yönetimle Fenerbahçe Camiası'ndan büyük tepkiler aldığı henüz hafızalarımızda taze. O Cüneyt Çakır o maçtan beridir Fenerbahçe'nin hiç bir karşılaşmasına atanmamıştı ta ki bugüne kadar. Fenerbahçe'nin çarşamba akşamı oynayacağı yine bir Fortis Türkiye Kupası karşılaşması olan Bursaspor maçının hakemi Cüneyt Çakır olarak açıklandı ve maçın önemi doğal olarak bir kaç katına yükseldi. Zira planlarım dahilinde olmasa da oturup bu karşılaşmayı izlemek benim için de farz oldu.

İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da, ya da İtalya'da hakemler bu tip ''tartışmalı'' maçlardan sonra ''O'' takımın maçını yönetmek için bu kadar uzun süre bekliyorlar mı bilmiyorum ama tek isteğim zaten bana göre ''arızalı'' bir hakem olan Cüneyt Çakır'ın sahadaki futbolculardan daha çok terlemesi muhtemel bu maçtan alnının akıyla çıkabilmesi, ülke futbolunun yeni bir polemiğe ihtiyacı olduğunu sanmıyorum bu aralar...

Mızıkçı!

Antonio de Nigris Kadıköy'de Fenerbahçe'ye Gaziantepspor forması ile attığı golden sonra bu maskeyi takarak gole sevinmiş ve hafızalarımızda belli bir yer kaplamaya başlamıştı. Sonrasında da O'nu hep golcü kimliğiyle görmeye devam ettik hatta bir ara Gaziantespor'un kapısını aşındıran kulüplerden birinin Trabzonspor olduğu bile rivayet edilmişti.

Geçen sezonun devre arasında yaklaşık 2 milyon euro gibi bir ücrete Ankaraspor'a geçiş yapıp kritik gollere imza attı ve takımının kümede kalmasına yardımcı oldu. Bu sezon da zaman zaman görev aldığı maçlar oldu ancak ilk onbirdeki forvet tercihini sıklıkla Murat Tosun'dan yana kullandı Aykut Kocaman. Yedek kalmak hem de Ankaraspor'da yedek kalmak pek içine sinmemiş olacak ki Meksikalı futbolcunun kendi ülkesindeki bir dergide ''Aykut Kocaman yabancı olduğum için beni oynatmıyor'' açıklamasını yapmış. Derginin haberle ilgili başlığı da ''Türk Usulu Irkçılık'' şeklinde.

Ankaraspor'un sürekli oynayan futbolcularını araştırdım hemen, denildiği gibi Aykut Kocaman ''ırkçılık'' yapıyor mu diye. Hoca kaleci tercihini Stefan Senecky'den yanan kullanarak kaleci konusunda ''ırkçılık'' yapmamış allahtan. Zira Senecky'nin yedeği bir zamanlar Gençlerbirliği ile parlak performanslar ortaya koyan Gökhan Tokgöz. O da olmazsa eski Beşiktaşlı Ramazan Kurşunlu var. Defans oyuncuları içinde de en istikrarlısı Radoslav Batak. Bu oyuncuda takımının oynadığı maçların çoğunda sahaya ilk onbir çıkma başarısı gösterek Aykut Kocaman'ın ''ırkçı(!)'' yaklaşımından nasibini almamış. Ankaraspor kadrosunda bulunan Fredrik Risp ise geçirdiği ağır sakatlıklardan sonra pek öyle fazla forma şansı bulamayan bir oyuncu. Trabzonspor'a da gelmiş sonra da kaçmıştı hatırlarsanız. Ankaraspor kadrosunda pek fazla şans bulamayan yabancı oyunculardan biri (gerçi ne kadar yabancı denebilir bilmiyorum) Tita. Sambacı da hücum oyuncusu olduğu için yıldızı parlayan Murat Tosun'un gölgesinde forma şansı beklemeye devam ediyor. Sıklıkla forma şansı bulabilen bir başka Ankarasporlu yabancı oyuncu ise Theo Weeks Lewis. Sezon sonunda muhtemelen dört büyükler bu oyuncu için Ankaraspor'un kapısına gideceklerdir ve Theo Weeks kulübede oturarak bu başarıyı elde etmedi. Takımın orta sahada oynayan hücuma dönük oyuncu tercihi ise Neca. Beşiktaş'a 3-1'lik maçta ilk golü atan adam. Konyaspor'dan gelmişti Antonio de Nigris ile eş zamanlı olarak. Bilal Kısa ile beraber orta sahada takımın hücumunu yönetiyor Neca ve son derece de başarılı bir performans ortaya koyuyor Aykut Hoca'nın ''ırkçı(!)'' yaklaşımına rağmen. Son yabancı oyuncuları ise Madiou Konate. O da bir hücum oyuncusu ve zaman zaman şans bulup kritik gollere de imza atma başarısı gösteriyor Konate. Irkçılıkla ilgili herhangi bir şikayeti var mı bilmiyorum!

De Nigris kendisine göre yeterli forma şansı bulamayınca çirkin bir çamur atmış Aykut Kocaman'a. Belki de haklıdır daha fazla forma giymesi gerekiyor olabilir ve liderin 4 puan gerisinde beşinci durumda bulunan Ankaraspor'un teknik direktörü eleştirilebilir burası ayrı ama yeterli süre almamasını ırkçılığa bağlamadan önce yukarıda yaptığım analizin aynısını rahatlıkla yapıp kendi özeleştirisini de çıkarabiliridi. Aykut Kocaman ile bu konuyu konuştumu bilmiyorum ama bundan sonra Ankaraspor'da bırakın süre almayı tesislere girmesi bile zor olur artık zaten röportaja ''Türkiye'de kalmak isterim'' açıklamasına da ekleştirip teklif beklemeye koyulmuş muhtemelen. Hangi Süper Lig teknik direktörü De Nigris riskini göze alır bundan sonra bilmem ama Aykut Kocaman Antonio'yu mahkemeye verse iyi bir tazminat kazanır bence!..

4 Ocak 2009 Pazar

Bir Sürpriz Galibiyet...

Murat Özyer'in işine son verdikten sonra takımın başına Koray Mincinözlü'yü getiren Galatasaray Cafe Crown dün Fenerbahçe Ülkerspor'un karşısına çıktı. Galatasaray için oldukça kritik bir karşılaşmaydı zira olası mağlubiyetin ardından Murat Özyer seslerinin yükselmesi oldukça kuvvetli bir ihtimaldi ancak özellikle benim beklediğim farklı Fenerbahçe Ülkerspor galibiyeti yerine sahadan farklı galip ayrılan taraf 78-62'lik skorla Galatasaray Cafe Crown oldu.

Maç boyu sürekli önde olan zaman zaman kapanmaya yüz tutan farka Cemal, Hüseyin ve Zizic ile müdahele eden sarı kırmızılılar neredeyse antreman havasında götürdükleri karşılaşmayı rahat bir skorla kazanarak Koray Hocalarına da bir ''hoşgeldin'' demiş oldular.

Cemal Nalga ve Hüseyin Beşok yavaş yavaş milli takıma göz kırpan bir performans ortaya koyarken bana göre sahanın yıldızı NBA'e göz kırpan Emir Preldzic'ti. Tek başına ortaya koyduğu ''isyan performansına'' eşlik edecek bir oyuncu dahi bulamayınca yenilgi kaçınılmaz oldu. Preldzic'i en kısa zamanda ''çıplak gözle'' izlemek gerek, bir oyuncunun yakaladığı gelişim süreci ancak bu kadar mükemmel olabilirdi bana göre...

Siz Kovmadınız Ben İstifa Ediyorum!

Batuhan Karadeniz'in şımarıklıklarıyla alakalı olarak blogta zaman zaman bir takım yorumlar yapıyorum halihazırda. Sağolsun Batuhan'da hiç eksik etmiyor malzemeyi basınımızdan ve naçizane benden.

Genç futbolcunun Eskişehirspor'a kiralandığını (Mustafa Denizli'nin raporu doğrultusunda) biliyoruz, öyle çok önemli bir gelişme olmadığı için blogta yer vermemiştim ancak Batuhan'ın dün verdiği demeç akıllara zarar: Mustafa Denizli bana git diyemez, ben istediğim için gittim!

Batuhan'ın yaşı kadar skandal demeci ve hareketi vardı zaten bununla birlikte yaşını da aştı gitti genç oyuncu. Mustafa Denizli'nin kendisine git diyemeyeceği kadar büyük futbolcuları bünyesinde barındıran Beşiktaş'ın çok başarılı(!) yönetimi acaba bu açıklamadan sonra ne tür bir açıklama yapacak ya da nasıl hareket edecek bilemiyorum ama aynı zamanda hemşehrim olan bu çocuğun Türk Futbolu'ndaki varlığı beni ciddi anlamda rahatsız etmeye başladı, bunu hissediyorum.

Türk futbolunun iş bilen değerli yöneticileri muhtemelen bu çocuğa yine sahip çıkıp kulağını çeker gibi görünüp sırtını sıvazlayacaklardır, e bana düşende Batuhan Karadeniz'i yaşına başına bakmadan ''zalimce'' eleştirmek olacak! Kendi bakıyor mu ki yaşına başına?!

2 Ocak 2009 Cuma

Aragones'in Latin Hayranlığı!

Alex de Souza, Deivid de Souza, Edu Dracena, Roberto Carlos ve Wederson da Silva Brezilyalı olanlar. Claudo Maldonado Şilili olan, Diego Lugano ise Uruguaylı olan. Josico ve Güiza'da var, bunlarda İspanyol olanlar. Tam 7 Latin oyuncu var Fenerbahçe'nin kadrosunda. Basın diyorki: Dede bu oyuncuları yavaş buluyor ve Avrupa Futbolu'na uygun görmüyor. Tek tek incelemek istedim adı geçen ''Latin'' oyuncuları, daha iyi bir fikir edinebilmek adına:

Alex de Souza: Uzun yıllardır Fenerbahçe'de oynuyor ve şu an takım kaptanı. Geldiği günden bu güne kadar hep takımın lideri oldu, Van Hoojdonklar, Anelkalar, Kezmanlar, Güizalar, Roberto Carloslar geldi geçti ancak takım hep Alex'ten soruldu. Alex tamamen bir duran top uzmanı artık eskisi kadar hatta hiç frikik golü atamasa bile, duran topları hala mükemmel kullanıyor. Takım lideri olduğu için oyunun sıkıştığı dönemlerde futbolcular çoğu zaman Alex'ten ''varyete'' bekliyorlar ancak Alex bu beklentileri ne kadar karşılayabiliyor sorgulamak lazım. Ortada duran en büyük gerçek Alex'in ''yürüyerek'' futbol oynadığı, O'ndan koşmasını ya da rakibe basmasını beklemek büyük hayalcilik zaten Alex'te burada bulunduğu yıllarda insanların bu tip beklentilere girmemesini oynadığı futbolla gösterdi. Alex ile oynadığı dönemde Marcio Nobre ''yıldız'' statüsüne yükselip ''sıkı kontratlar'' kaparken, Anelka ya da Kezman gibi oyuncular yani Nobre'den katbekat kariyerli olanları ise Alex'in sırtladığı Fenerbahçe'den kaçarak uzaklaştılar. Durum bu olunca da ''Alex kendisinden kariyerli oyuncuları takımda barındırmıyor'' dedikoduları ayyuka çıktı. Aragones'in bana göre ve eğer doğruysa Alex'i takımda istememesinin haklı gerekçeleri var. Gruplaşma ve adam kayırma saha dışında, yürüyerek oynama ve sorumluluk alamama saha içindeki negatifleri Brezilyalının...

Roberto Carlos: Tamamen kendi başına bir marka. Real Madrid'den Fenerbahçe'ye transferi bile Fenerbahçe'nin dünyadaki tanınırlık oranını %20-30 civarında arttırmıştır eminim. Ciddi bir reklam oldu kendisi hem Fenerbahçe için hem de Türkiye adına. Aziz Başkan'a bir teşekkür borcu var Roberto Carlos için tüm Türkiye'nin. Peki Roberto Carlos'un sahada gösterdiği performans nasıl? Bana göre son derece yetersiz, yaşına göre hızı harika ama geri dönüşlerde ve ileri çıkışlarda ciddi sorunları var, en büyük kozlarından birisi olan frikik gollerini ise Fenerbahçe forması altında atamıyor artık maalesef, denemeleri genellikle karavana oluyor. Biraz biraz emekliye ayrılmış gibi zaten, geçen sezon yaşadığı sakatlığı fırsat bilip, sezon bitmeden ülkesine gitmesi ve tatile yaklaşık 3 ay önce başlaması bana biraz tesadüften uzak gibi geliyor. Marka muhteşem ama Dede Roberto Carlos'u takımda istemiyorsa haklılık payı fazla bence.

Wederson da Silva: Namı diğer Gökçek Vederson. Bu ismi duyar duymaz aklıma Melih Gökçek geliyor, nasıl bir narsistlikse artık Brezilyalı bir futbolcuya soyismini vermek bilemiyorum. Ankaraspor'a Jaba ve Tita ile beraber gelen Wederson hiç kuşkusuz Ankaraspor'un yıldız futbolcularından birisiydi, sol bek oynamasına rağmen hem frikikten hem de uzaktan şutlarla onlarca golünü izledik sahalarımızda. Bana göre Uğur Boral-Roberto Carlos sol kanat organizasyonundan 2-3 gömlek daha iyi iş yapar Wederson-Carlos ya da Wederson-Uğur organizasyonu ancak Fenerbahçe'de bir türlü ''banko'' olamadı, hem mevkisinde dünyaca ünlü yıldız Roberto Carlos oynuyor hem de sakatlıklardan başını kaldıramıyor. Şu anki durumunda ise O'nu takımda istememek fazlaca lüks bana göre. Hem sol bek bulmak zor hem de Türk statüsünde oynuyor Wederson ve inanıyorumki ilk onbir çıktığı maçlarda Dede'yi çok fazla mahçup etmez. Dede Latin olduğu için Wederson'u istemiyorsa hata yapıyor derim.

Deivid de Souza: Forvet olarak transfer edilen ancak Zico'nun keşfiyle orta sahanın sağına geçen ve bence kariyerini kurtardığı için Zico'nun elini öpmesi gereken bir oyuncu Deivid. Ayrıca Gökhan Gönül'ün de Türk futboluna kazandırılmasında etkisi olduğunu düşünüyorum Brezilyalı oyuncunun, geçen sezon Şampiyonlar Ligi'nde 6 gollü muazzam bir performans sergileyen, bu sezon başında yaşadığı uzun sakatlığa rağmen takıma döner dönmez Fenerbahçe'nin ''yürüye yürüye'' zirveye gelmesinde bana göre büyük pay sahip olan oyuncu maalesef Dede'nin hız ve mücadele prensiplerine uymayan bir oyun anlayışına sahip, Dede'nin Avrupa Şampiyonu olmuş İspanya'sını aklıma getirdiğimde tahmin ediyorum 23 kişilik listeye dahil olamazdı kendisi.

Claudo Maldonado: O'nun hakkında çok birşey söylemeye gerek yok aslında, ''Alex'in kankası'' statüsünde Fenerbahçe'ye transfer oldu ve yönetim en kısa zamanda O'nu göndermek için elinden geleni yapacak. Bana göre, Bursaspor, Gaziantepspor ya da ne bileyim Ankaraspor takımlarında ''10 numara'' pozisyonunda oynasa yıldız olur, Fenerbahçe'de de çokça sırıtmaz, bileklerine hakim ve koşarak değil koşturarak oynamayı prensip edinmiş bir oyuncu yani Aragones'in mantığına bire bir ters bir adam. Dede'nin O'nu istememesi son derece normal.

Edu Dracena: Pimi çekilmiş el bombası. Geçen sezon Fenerbahçe Chelsea'yi elebilseydi şayet oynanacak muhtemel üç maçta ''kendi kalesine gol atarak'' gol krallığı yarışının içinde olabilirdi. Sakatlıktan çıktıktan sonra iyice ağırlaştı ve Fenerbahçe hücum ederken rakibin yakalayacağı kontraataklarda özellikle hızlı forvetlere karşı tamamen çaresiz. Sadece Dede değil ben bile bir takımın hocası olsam Edu'yu kadroda istemezdim. Ha arada Brezilya Milli Takımı'na bile çağrılmışlığı var ama bunun içinde Marco Aurelio'ya teşekkür etmeli bence.

Diego Lugano: Dede'nin takımda kalmasını istediği tek futbolcu Lugano'ymuş. Hırçın, agresif, NBA tabiriyle ''winner'' bir oyuncu. Kazanmak için herşeyini ortaya koyuyor, kimi zaman agresifliğin ölçüsünü tutturamayıp takıma zarar da veriyordu ancak bu sezon bu huyunu geride bıraktı, artık golde atıyor. Defanstan gelip 4 gol attı bu sezon. Takdir etmek gerek gerçekten, bu sezon ''dökülen'' Fenerbahçe kadrosunun ayakta kalan isimlerinden birisi kuşkusuz.

7 oyuncudan yalnızca ikisine geçer not verdim kendi fikrimce. Bunlardan birisi de hala şüpheli olduğum Wederson da Silva. Takıma ne ölçüde katkı sağlayabilir gerçekten de muamma. Dede tabiki bu analizlerin çok daha detaylılarını yapıp Latin oyuncular hakkında daha sağlıklı bir karar verecektir ya da vermiştir. Josico'yu da ''mecburiyetten'' takıma kabul ettiği söyleniyor. Güiza'dan ise memnunmuş söylenenlere göre. Güiza çok koşan ve basan bir adam, tam da Dede'nin istediği gibi. Çok merak ediyorum Fenerbahçe'nin transfer edebileceği kapasitede hangi oyuncuların isimleri var Aragones'in listesinde. İspanya Milli Takım kadrosundan Senna, Cazorla ve Xabi Alonso gibi isimlere kanca atmıştı Fenerbahçe ama hiçbirini transfer edemedi. Devre arası olmaz ama sezon sonunda Fenerbahçe takımında çok ciddi değişikliklerin olacağını tahmin ediyorum. Ali Bilgin, Burak Yılmaz, İlhan Parlak, Gürhan Gürsoy, Colin Kazım-Richards, Tümer Metin gibi isimleri de bu listeye dahil ettiğimizde, Trabzonspor'un bu sezon yaptığını Fenerbahçe önümüzdeki sezon yapabilir ve tabi ki Fenerbahçe'nin yaptığı çok daha ''spektaküler'' olur.

Son bir soru cevap yapmak istiyorum. Peki hemen hemen bu kadro başarılı olmadı mı geçen sezon Şampiyonlar Ligi'nde? Evet ama Aykut Kocaman'ın dediği gibi: Bu ortamda nasıl başarılı oldular, ben de anlamadım!..

Yasinlerle Çıktık Yola, O günler Çok Yakında!

Bursaspor - Trabzonspor maçı 1-1 devam ederken, 87. dakikada Bursasporlu Gökhan Güleç'in pası Sercan Yıldırım'a gider, Sercan Yıldırım kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda topu ağlara göndererek Bursaspor'u 2-1 öne geçirir ve maçı Bursaspor maçı 2-1 kazanırken, Trabzonspor 6 hafta sürdürdüğü lig liderliğini Sivasspor'a kaptırırken aynı zamanda ligdeki ikinci mağlubiyetini yaşar ancak bu gol normal bir gol değildir zira Sercan Yıldırım çok açık bir ofsayt pozisyonunun içerisindedir...

''Bir maçın anatomisi'' gibi yaptım girişi çünkü bu karşılaşmanın yangını bir türlü söndürülemiyor. Maçtan sonra hakemler hakkında pek az konuşmasına şahit olduğum Ersun Yanal, ''Olmayan bir golün verilmesi yüzünden maçı kaybettik'' derken, Başkan Sadri Şener ise ''Sivasspor ile başlayan, Kayserispor ve Bursaspor maçıyla devam eden hakem hataları bize puan farkını bilinçli olarak eritilmek istendiğini düşündürdü.'' şeklinde aslında çok fazla ''klişe'' olan açıklamalar yaptı. Bu açıklamaların arkasından Trabzonspor taraftarı bana göre son derece yersiz bir şekilde federasyon binasına bir yürüyüş gerçekleştirdi ve bu yürüyüş esnasında da maalesef son derece yersiz olan başka bir işe imza atıp ''Yasinlerle çıktık yola, O günler çok yakında'' yazılı bir pankart açtı. Şunu anlayabiliyorum aslında; yasinlerle yola çıkmak şampiyonluk yolunda edilen duaları, O günler yakında söylemi ise engellere rağmen şampiyon olunacağına olan inancın göstergesi, zekice yapılmış bir kelime oyunu yani ama Yasin Hayal ve Ogün Samast ''birilerinin'' gösterdiği yolda hangi işleri yaptılar? Sözümona ''Türk aydınları(!)'' Hrant Dink'in cenazesinde ''Hepimiz Ermeniyiz'' yazılı rozetleri neden yakalarına taktılar. Maalesef Trabzonsporlu bir avuç taraftar federasyona yapılan yürüyüş esnasında Yasin Hayal ve Ogün Samast'ı destekleyen bir pankartla da işlenen cinayete ''sempatiyle'' baktıklarını göstermiş oldular. İşlenen bir cinayetse, sebebi her ne olursa olsun yanlıştır, bunu bilir bunu söylerim, hukuk sistemi vermeli cezayı, suçu işleyen her kimse, asacaksa da devlet asmalı bana göre.

Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'e sormuşlar ''İlk yarının en kötü olayı neydi sizce'' diye, O da bu pankartı söylemiş en kötü olay olarak. Başkan kendisine göre haklıdır, bu kadar hakem hatasının olduğu bir lig oynanmasından değilde, bir avuç ne idüğü belirsiz adamın açtığı saçmasapan pankart rahatsız etmiştir kendisini, birşey diyemem kendi fikridir ama bu tartışmanın, bu maçın yangınını söndürmek yerine ''körüklemekte'' O'nun bileceği bir yöneticilik şeklidir, bugün yapılacak açıklamalar, söylenecekler bakalım ne şekilde olacak, kime nasıl yansıyacak.

Evet sevgili seyirciler Bursaspor Sercan Yıldırım'ın attığı golle skoru 2-1'e taşıdı ancak maç bitmedi, Trabzonspor'da Yasin ve Ogün oyuna girdi şimdi, bakalım giden 1 puanı geri getirebilecekler mi?!